Bilmukabele mi, Bilmukabele mi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
İstanbul’un kalabalık sokaklarında, işe giderken sabah saatlerinde gördüğüm bir manzara, dilin toplumdaki yeri hakkında çok şey düşündürttü bana. Metroda bir kadın, yerinden kalkıp yaşlı bir adamın oturması için ona yer verdi. Adam teşekkür etti, kadın da ona nazikçe “Bilmukabele” dedi. Ama o anki tavırları bana farklı bir şey daha hatırlattı: Toplumsal normlar ve dilin, özellikle kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde, nasıl birbirini etkilediğini. “Bilmukabele” kelimesi, ne kadar masum bir cevap gibi görünse de, farklı grupların günlük yaşantısını, toplumsal cinsiyet rollerini ve çeşitliliği ne şekilde yansıttığını anlamama sebep oldu.
Bu yazıda, “Bilmukabele mi, Bilmukabele mi?” sorusunun toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından ne anlam ifade ettiğini, kendi gözlemlerimle ve deneyimlerimle inceleyeceğim. Hem sokakta, hem de işyerinde, bu kelimenin nasıl farklı anlamlar taşıdığını anlatmaya çalışacağım.
1. Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve “Bilmukabele”nin Arka Planı
İstanbul’da toplu taşımada bir kadının, yaşlı bir erkeğe yer vermesi alışıldık bir davranış gibi görünüyor. Ama ne yazık ki, bu tür durumlar toplumumuzda bir norm haline gelmişken, bu tür “geleneksel” davranışların altındaki toplumsal cinsiyet rollerini hiç sorgulamıyoruz. Kadınların genellikle daha dikkatli, nazik ve fedakar olmaları bekleniyor. Erkekler ise genellikle daha güçlü, karar veren ve cesur figürler olarak algılanıyor. Bu algı, dilde de kendini gösteriyor.
“Bilmukabele” kelimesi, kelime anlamı olarak basit bir teşekkür yanıtı gibi görünse de, aslında toplumsal cinsiyet normlarının, kadın ve erkek arasında, nasıl simgelerle şekillendiğini gösteriyor. Erkeklerin genellikle “teşekkür edici” veya “nazik” olmak gibi bir zorunluluğu yokken, kadınların toplumsal rollerinden kaynaklanan bir nezaket bekleniyor. O kadın, metroda “Bilmukabele” derken, onun ağzından çıkan sadece bir kelime değil, aslında toplumsal olarak ona dayatılmış olan “nazik” rolü de yansıyor.
Birçok kadın için, yalnızca “teşekkür” değil, aynı zamanda “Bilmukabele”yi söylemek de toplumsal bir zorunluluk gibi hissedilebilir. Kadın, toplumda hoş görülen ve onaylanan bir figür olmak adına bu kelimeyi söyleyerek hem kendi değerini hem de saygıyı pekiştiriyor. Ama ne yazık ki bu, çoğu zaman sadece bir sosyal normdan ibaret.
2. Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Farklı Kimliklerin Dil Kullanımı
Dilin gücü sadece kelimelerde değil, aynı zamanda kimlikleri ve toplumsal ilişkileri nasıl şekillendirdiğinde de belirgindir. Toplumsal cinsiyet dışında, “Bilmukabele”nin anlamı, ırk, etnik köken ve sınıf gibi faktörlere bağlı olarak farklılık gösterebilir. Örneğin, ben sivil toplum kuruluşunda çalışırken, çeşitli topluluklarla iletişim kurma fırsatı buldum ve dilin, sosyal adalet anlayışımızla nasıl örtüştüğünü gözlemledim.
Sokakta, özellikle farklı sınıflardan gelen insanlar arasında, bir teşekkürün yanıtlanma biçimi daha yaygınken, farklı etnik kökenden gelen gruplarda bu daha farklı olabiliyor. Bir grup genç, birbirine “Bilmukabele” demek yerine, daha samimi ve sokak ağzıyla birbirine hitap edebiliyorlar. Ancak daha yaşlı, daha muhafazakâr bir grup, bu kelimenin dildeki ağırlığını daha net hissediyor. Burada dil, sosyal sınıf ve kültürel farklılıkları da yansıtıyor.
Çeşitli kimliklere sahip insanlar arasında “Bilmukabele” kelimesinin, sadece bir nezaket gösterisi değil, aynı zamanda sosyal statü, güç ve eğilimler ile nasıl ilişkilendirildiğini de gözlemledim. Bu bağlamda, dilin sadece toplumsal ilişkilerdeki değil, aynı zamanda sosyal adaletin de bir yansıması olduğunu söyleyebilirim. Çünkü dil, güç dengesizliklerinin ve ayrımcılığın en yaygın araçlarından biridir.
3. Sokakta “Bilmukabele”: Gözlemler ve Gerçekler
İstanbul’daki sokaklar, sosyal ve kültürel çeşitliliğin en fazla görüldüğü yerlerden biri. İnsanlar birbirine “Bilmukabele” derken, bazen sessizce, bazen de samimi bir gülümseme ile yanıt verirler. Ancak bazen bu kelime, yalnızca bir formalite gibi hissedilir. Metrobüste, bir kadın bir erkeğe yer verirken, arada geçen “Bilmukabele” kelimesi, aslında kadınların toplumsal görevini yerine getirdiği, erkeğin ise bunun karşılığında teşekkür ettiği bir değişimdir. O an, hem kadının rolü hem de erkeğin buna verdiği tepki, toplumsal cinsiyet rollerinin bir yansımasıdır. Erkekler, “Bilmukabele” dediklerinde, toplumsal normlardan bağımsız olarak bir “değer” gösterme çabası içinde olabilirler; çünkü bu dilsel tavır, aynı zamanda bir ilişki biçimidir.
Birçok kadın, kendisine bir iyilik yapıldığında, aynı nazik tavrı geri vermek zorunda hissediyor. Oysa bu, zaman zaman bir hakaret gibi de algılanabilir. Bazen “Bilmukabele” demek, kendini yine toplumun “geleneksel” beklentilerine göre yeniden konumlandırmaktır. Bu türden bir dil alışkanlığı, hem toplumsal cinsiyet eşitsizliğini hem de kadına yönelik cinsiyetçi bakış açılarını gözler önüne seriyor.
4. Dilin Gücü: Bir Şeyler Değişiyor
Geçtiğimiz yıllarda, dilin gücü ve toplumsal eşitsizlikler arasındaki ilişkiyi daha fazla fark ettim. Çeşitliliğe saygı duyan, sosyal adalet anlayışını benimseyen bir birey olarak, kelimelerin sadece yüzeyde değil, toplumda derin etkiler yarattığını düşündüm. Toplumun her kesimi, dil aracılığıyla kendini ifade ederken, aynı zamanda birbirlerini de yeniden şekillendiriyorlar.
Birçok insan, dilin ve toplumsal normların, erkek ve kadının toplumdaki yerini nasıl tanımladığını daha fazla kavrayarak, dilde değişim yaratma çabası içerisine girmeye başladı. “Bilmukabele” mi, bilmukabele mi? Bu basit soru, dilin ve sosyal yapının yeniden şekillenmesine dair küçük ama önemli bir adım olabilir. Çünkü dil, toplumsal cinsiyetin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin bir yansımasıdır. Kimseye “Bilmukabele” demek zorunda olmadığımız bir dünya kurmak, belki de en büyük adalet anlayışıdır.
Sonuç: Dilin Gerçek Etkisi
İstanbul’un kalabalık sokaklarından, her geçen gün dilin gücünü daha fazla hissediyorum. “Bilmukabele” gibi basit bir kelime, toplumun değerlerini ve ilişkiler biçimini ne kadar derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Bu kelime, sadece bir teşekkür karşılığı değil, aynı zamanda kadının toplumdaki yerini, erkeğin beklentilerini, sınıfsal farklılıkları ve toplumsal adaletin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Kendisini toplumda daha fazla görünür kılmaya çalışan, güçsüz ve daha fazla varlık alanı bulmaya çalışan bir kadın için, dilin her bir kelimesi önemlidir. Ve belki de “Bilmukabele”, sadece bir cevap değil, kadın ve erkeğin birbirine nasıl ve ne şekilde değer biçtiğini anlatan derin bir anlam taşır.